Kürt devleti tamam ama...

BİRKAÇ gündür Ankara’da bir sorunun izini sürüyorum:

Haberin Devamı

- Suriye ve Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devletine Türkiye karşı mıdır?

Bendeki ilk izlenim:

- Hayır karşı değil...

Ve eğer bana soruyorsanız:

- Ben de karşı değilim. Tam tersine, o bölgede otonom Kürt bölgelerinin oluşması, halkların demokratik tercihleri açısından çok önemlidir.

Dahası...

Irak ve Suriye’deki diktatörlükler, halkların tercihlerini değil, saraylarının bahçesindeki iktidar çiçeklerini önemsedikleri için...

Bu soru orada yalnızca bir savaş nedenidir. 

Bize gelince...

- Türkiye’nin neden Kürt oluşumlarına karşı tavır alıyor gibi bir imajı var?

Çünkü Ankara yanlış anlatıyor.

Aslında Türkiye’nin karşı çıktığı şey Kürt oluşumu değildir...

Karşı çıkılan şey...

O bölgedeki iktidar boşluğunda PKK’nın kendisine bir yasal zemin oluşturma fırsatçılığıdır.

Yani...

PKK bu ülkede karakol basacak, gencecik evlatlarımızı şehit edecek...

Yolları kesecek. Öğretmenleri kaçıracak. Şantiyeleri yakacak. 12 yaşındaki çocukları polis panzerlerinin altına sürecek...

Sonra gidip, Suriye’de bir diktatörün verdiği düşmanca gazla kendisini yasal bir parti gibi gösterip...

Binaların üzerine Apo posterleri asacak.

İşte Ankara’nın karşı çıktığı budur.

Daha da ötesinde...

Yakın tarihe bakınca görülüyor:

- Irak’ın kuzeyinde bir iktidar boşluğu oluşturuldu. Buraya “uçuşa yasak bölge” denildi. Sonra tampon bölge oldu.

Ve ardından Kuzey Irak sınırına “Kürdistan tabelası” asıldı.

Şimdi benzeri bir durum, Suriye’nin kuzeyi için geçerlidir.

İşte tam burada PKK, PYD ile bir temas kurup kendisine bir kurumsal zemin oluşturmak istemektedir.

Muhtemelen, Suriye’nin kuzeyinde bir temsilcilik açabilir.

Ve daha da ilerisine gidersek...

PKK’nın yönetim kademesinde, birçok Suriyeli vardır.

Onların da ittirmesiyle bu süreci hızlandırmak istemektedir.

İşte Ankara’yı sıkıştıran soru budur.

Ve belli ki...

Eğer Esad, Suriye’nin kuzeyinde böyle bir PKK oluşumuna izin verirse...

İşte o zaman Türkiye’nin o bölgede bir hareket yapacağı açık.

Bu nedenle diyorum ki...

1) Geldiğimiz şu nokta, bölge açısından çok kritiktir.

2) Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi kapsayan “Büyük Kürdistan” hayalini tetiklemek isteyenlere karşı, Ankara’yı bir Kürt düşmanı gibi gösterenlere akıllıca dur
demek gerekiyor.

3) Kürtler üzerinden bölgede bir yangın çıkarma hevesi var. Bu açıdan, “Türkiye eline yüzüne bulaştırdı” gibi bir muhalefetin bu yangına benzin taşımaktan başka bir sonucu olamaz.

4) BDP’nin içinde, “İşte Suriye’de de bir Kürt devleti kuruluyor. Sıra bize geldi” diye düşünenler bu tahriklere kapılmamalıdır. Ahmet Türk, Sırrı Sakık, Leyla Zana gibi makul isimlerin bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor.

Ve en önemlisi...

5) Hükümet, Ankara’yı bir Kürt düşmanı gibi gösterecek açıklamalardan uzak durmalıdır.

Haberin Devamı

İKİNCİ YAZI:

Haberin Devamı

İki ateş arasında

HALEP yanıyor....

Sokakları kan kuşatmış, ölüm eşikte...

Peki biz bunları nasıl öğreniyoruz.

Sizin bilmediğiniz...

Adını hiç duymadığınız...

Meşhur köşe yazarı olmayan...

Televizyonlarda her saat konuşan, aynı şeyleri tekrarlayan gazetecilerden sayılmayan...

Birileri var.

Sokaktaki, cephedeki gazeteciler.

Meşakkat çocukları.

Şimdi Halep’te iki ateşin arasından bildiriyor. Anadolu Ajansı’nın muhabirleri.

Ben bu dehşeti ve korkuyu...

Körfez Savaşı’nda gittiğim Bağdat’ın El Reşit Oteli’nin delik deşik duvarlarını görünce anlamıştım.

Savaş muhabirliği, ölümün bir yakasından hayatın öteki yakasına doğru mektup yazmaktır aslında.

Mesela şimdi...

Halep’teki muhabir Ali Demir...

Şam’da Basir Haffar.

Çatışmaların ortasından...

Mesela Çeşme’de güneşlenen birisine haber göndermektedir.

“Bak nasıl ölüyorlar” diye fotoğraf geçmektedir.

Bizim mesleğin ağır işçileri, son dakikacıları, sabaha karşı olay yerine yetişmeye çalışan polis muhabirleri ve daha niceleri adına...

Halep’teki Ali kardeşim...

İki ateş arasında sesinleyiz...

Haberin Devamı

ÜÇÜNCÜ YAZI:

Bu sorunun cevabını kim verecek?

DÜN dedim ki...

- Sabahın köründe okula giden, akşama doğru leş gibi eve gelen bu çocuklar; bu eğitim sisteminde nasıl olimpiyat kazanacaklar?

- Ne zaman bizim de bir çocuğumuz Wimbledon’da kupa kaldıracak?

- Ne zaman bir peş peşe bir altın madalya heyecanı duyacağız.

- Olur mu böyle bir şey?

- Hayal mi?

Aslında değil...

Bütün mesele, herkesin doktor, herkesin mühendis olmasını istemeyen bir sistemin önünü açmakta.

Ve en önemlisi...

Spor Bakanlığı’nın artık...

Ben sporcunun zeki, çevik...” diye başlayan duvar yazılarından uzakta...

Hayatın gerçeğini bilen bir zihniyete kavuşmasında...


DÖRDÜNCÜ YAZI:

Torpil spor!

Haberin Devamı

TÜRKİYE’de oluyor...

İşte bir daha yazıyorum:

- Gençlik Spor Genel Müdürlüğü bütün federasyonlara bir yazı yazıyor.

Diyor ki...

- Her federasyon üç kez milli takım yönetmiş iki ismi bildirsin kadroya alacağım...

İsimler bildiriliyor. Tenis Federasyonu da iki isim bildiriyor.

Ama genel müdürlük, tenis milli takımı için kimleri atıyor biliyor musunuz?

İki güreşçiyi...

Nasıl ama?

Şimdi resmi olarak güreşçiler tenisçi çalıştırıyor.

Herhalde halterciler de voleybola adaydır.

Yazarın Tüm Yazıları