Aydan Önder Amsterdam'daki lale şenliklerini anlattı
21 Nisan 2011 / Esra ERDOĞAN

İstanbullu Aydan Önder (34), Kanaltürk’te yayımlanan “Aş Kendini” isimli yurtdışı gezi programının sunucusu ve yapımcısı. Şimdiye kadar dünyanın 64 ülkesine gitti, 300’den fazla şehir gezdi. “En önemli hobim işim, yani gezmek” diyor. Önder, özellikle doğa tutkunu, fotoğraf meraklısı turistleri dünyanın dört bir yanından Hollanda’ya çeken lale şenliklerini anlattı.

Aydan Önder Amsterdam'daki lale şenliklerini anlattı
- Seyahate ilgi duymaya ne zaman başladınız? Ne sıklıkla seyahat edersiniz?
- Dünyanın en şanslı insanlarından biriyim çünkü seyahatle hayatımı kazanıyorum. Dolayısıyla en büyük hobim işim, yani gezmek. Kanaltürk’te yayımlanan “Aş Kendini” isimli yurtdışı gezi programının sunucusu ve yapımcısıyım. Çocukken uzak ülkeleri, o ülkelerin insanlarını merak ederdim. Atlası açıp ülke ve şehir isimlerine bakarak hayal kurardım. Yazları çimenlere yatıp saatlerce leylek görmeyi beklerdim çünkü annem “Leyleği havada gören durmadan gezer” derdi. Gerçekten de işe yaradı, muhabirlik dönemimde haber amaçlı yurtdışı seyahatlerine çıkıyordum ancak kelimenin tam anlamıyla seyahat etmeye 2005 yılında “Aş Kendini” gezi programıyla başladım. Sonunda gezgin olup çıktım. Ayın genelde 10-15 gününü yurtdışında geçiriyorum. Bu artık öyle bir alışkanlık haline geldi ki, itiraf ediyorum, İstanbul dünyanın en güzel şehri olsa da biraz fazla kalınca bunalmaya başlıyorum. Ama seyahatlerin en güzel yanı gitmek olduğu kadar sevdiklerinizin yanına geri dönmek bence.

- Kaç ülke, şehir gördünüz?
- Şimdilik 64 ülkede, 300’den fazla şehir gördüm. Ama ne dünya gezmekle bitecek ne de benim gezme tutkum. Görmediğim çok yer var. Bu sıralar öncelikli olarak İskoçya, Moğolistan ve Peru’ya gitmek için çalışıyorum.

- Amsterdam’a ne zaman gittiniz, ne kadar kaldınız? 
- Amsterdam’a pek çok kez gittim. Hepsi de farklı mevsimlerdeydi. Ama en çok bahardaki Amsterdam’ı sevdim diyebilirim.

- Lale Şenliği’ni anlatır mısınız?
- Mart sonu itibari ile Hollanda’da rengârenk laleler etrafınızı sarıyor. Şehrin dışındaki lale tarlaları inanılmaz renklerle bir halı gibi önünüze seriliyor. Tam bir bahar coşkusu yaşanıyor. Renkler ve kokular baş döndürüyor. Artık Hollanda’daki lalelerin hikâyesini bilmeyen kalmamıştır herhalde ama kısaca hatırlatmak gerekirse; yaklaşık 11. yüzyıldan beri Türkler tarafından yetiştirilen laleler, 16. yüzyılda Batılı seyyahların Osmanlı İmparatorluğu’na yaptıkları ziyaretlerle Avrupa’ya taşınmaya başlamış. Kanuni Sultan Süleyman’ın büyükelçisi De Busbecq, Hollandalı botanikçi Carolus Clusius’a ilk lale soğanlarını hediye etmiş. O da çeşitli türler geliştirerek Hollanda’yı bir lale cennetine dönüştürmüş. Doğru mu bilmem ama o dönemlerde çok kıymetli olan lalenin bir soğanı ile bir ev satın alınabildiğini söylenir. Bugün lale, Hollanda’nın yeldeğirmenleri ve tahta ayakkabılardan sonra üçüncü simgesi.



LALE ŞÖLENLERİ BİZE ÖRNEK OLMALI 

Şenlik ne zaman, ne kadar sürüyor, hangi etkinlikler yapılıyor?
- Lale Şenliği her yıl Amsterdam’a 40 kilometre uzaklıktaki Keukenhof’ta yapılıyor. Burası dünyanın en güzel bahar bahçelerinden. Kapılarını 24 Mart-20 Mayıs arasında açıyor. 1949’da kurulmuş. Her bahar 7 milyondan fazla lale açıyor bu bahçede. Bu arada sadece laleler değil oldukça geniş bir orkide koleksiyonu ve diğer çiçek çeşitleri de yer alıyor tabii. Keukenhof aynı zamanda dünyanın en fazla fotoğraf çekilen parklarından. Fotoğraf meraklılarına hatırlatmak gerekirse, parkın açılış saatleri ve kapanışa yakın saatler çekim için biçilmiş kaftan, çünkü hem ışık daha iyi hem de park daha tenha oluyor. Park uçsuz bucaksız gibi görünmesine karşın özellikle hafta sonları turist akını yaşanıyor. Gideceklere hafta içi günleri tercih edin derim. Parkta her gün bir etkinlik var. Açık hava klasik müzik konserlerinden tutun, çiçeklerle yapılan ilginç şovlara kadar saymakla bitmez. Parkın yanındaki nehirden hareket eden motorlarla kanallar arasında lale tarlalarını dolaşmak ya da parkta bisiklet kiralayıp güzel bir gezinti yapmak da mümkün.

- Lale Şenliği şehre nasıl yansıyor?
- Şenlik zaten turistik olan Amsterdam’ın ününe ün katıyor. Bu dönemde turist sayısı ikiye, üçe katlanıyor. Tabii doğal olarak otel fiyatları da biraz yükseliyor. Özellikle doğa tutkunları, fotoğraf meraklıları, dünyanın dört bir yanından Amsterdam’a akın ediyor. Lale şenlikleri için gelenler, kentin merkezinde bol vakit geçirip güzel havanın tadını çıkarıyor. Amsterdam mimarisi, kanalları, müzeleri, sanat galerileri ve tabii gece hayatı ile zaten çok ilgi çekici ama lale şenlikleriyle birlikte kent daha da renkleniyor. Ben Hollandalıları laleye böyle bizden daha çok sahip çıktıkları için takdir ediyor ve çok kıskanıyorum. Keşke bizde de bir ya da iki aya yayılan şenlikler, festivaller yapılsa... Dev botanik parkları kurulsa, fotoğraf çekmek isteyenler için bilgilendirici programlar düzenlense, bitkiler hakkında bol bol bilgi verilse, konserler düzenlense, turist sayısı tavan yapsa, herkes çok memnun kalsa...

KRALİÇE JULIANA’NIN DOĞUM GÜNÜNÜ KAÇIRMAYIN

- Gideceklere neler tavsiye edersiniz?
- Önemli bir hatırlatma yapayım. Nisanda Amsterdam çok önemli bir başka kutlamaya da ev sahipliği yapıyor: Kraliçe Juliana’nın doğum günü 30 Nisan’da Amsterdam’da dev bir sokak partisi düzenleniyor. Kraliçe Günü’nde herkes turuncu giyiyor ve geçit törenleri yapılıyor, konserler veriliyor, bitpazarları kuruluyor. Kısacası yaklaşık 1 milyon kişi sokakları dolduruyor. Lale Şenliği için gitmişken, seyahati Kraliçe’nin doğum gününe denk getirmekte de fayda var.

- Konaklama seçeneklerinden bahseder misiniz?
- Keukenhof kent merkezinden yaklaşık 1 saat uzaklıkta olmasına karşın ben şehir merkezinde bir otelde konaklamayı tercih ettim. Ama tabii kentte otel anlamında pek çok alternatif var. Eğlence isteyenlerdenseniz merkezde bir butik oteli tercih edebilirsiniz, gürültüden uzak daha sakin bir seyahat peşindeyseniz kentin biraz daha dışında 4-5 yıldızlı oteller de bulabilirsiniz. Ama fiyatların diğer dönemlere nazaran biraz daha yüksek olduğunu hatırlatayım.

- Orayla ilgili ilginç bir anınız var mı?
- Amsterdam’a ilk gittiğimde kanal evlere hayran kalmıştım. Evler genelde iki-üç katlı, renkleri ve mimarileriyle tam kartpostallık. İlginç olan, hepsinin en üst katında çatının kenarından aşağıya doğru sarkan kancalar var. Önce bunlara hiçbir anlam verememiştim. Ama sonra şehirde gezerken, binalardan birinin önünde asılı bir yatak gördüm. Evet binaya yeni taşınan biri vardı ve kapı çok dar olduğundan, eve mobilyalar bu kancalar ve onlara takılı halatlar sayesinde taşınıyordu. Meğer Amsterdam’da bir eve taşınırken kapılar değil pencereler kullanılıyormuş. Amsterdam’ı çok sevmemin bir başka nedeni de Madonna! Ben bir Madonna hayranıyım ve 2007 yılında Arena stadyumunda Madonna’nın Confessions konserini izleme fırsatı bulmuştum. Benim için unutulmazdı.

Dikkat: Sitede yer alan haberlerin izinsiz kullanılması durumunda yasal işlem başlatılacaktır!